Genel Olarak

Marksist hukuk teorisi birçok yönüyle güncel tartışmaların konusunu teşkil etmektedir. Bu tartışmalar iki husus üzerine yoğunlaşır. Birincisi gerçekten bir marksist hukuk teorisinden bahsedilip bahsedilemeyeceği ikinci ise tarihsel maddeci fikrin hukuku analiz etmekte kapsam ve yöntem itibariyle başarılı olup olmadığı sorunudur. Kanaatimizce birinci sorun, diğerine göre daha fazla bilimsel bir nitelik göstermektedir. Zira marksist hukuk teorisinin (liberal) hukuku analiz etmekte başarısı çoğu zaman spekülatif olabilmektedir. Hâlbuki marksist hukuk teorisinin var olup olmadığı meselesi kendi içinde başka temel sorunları da barındırır. Buna göre marksist bir hukuk varsa bu neyi çözümler ve neyi inşa eder? Böyle bir hukuk teorisi varsa bu hangi hukuk ekolünün içinde değerlendirilebilir? Ya da hiçbir hukuk ekolünde değerlendirilemeyecek kadar özgün bir yapıya mı sahiptir? Kısa sayılabilecek çalışmamız daha ziyade bu sorunlarla meşgul olmayı amaçlamaktadır. Marksist hukuk teorisine yöneltilen eleştirilerin değerlendirilmesi ise bu çalışmanın kapsamını aşar 1 . Marksizmin kurucuları sistematik bir devlet ve hukuk teorisi oluşturmamışlardır. Marx ve Engels’in hukukla ilgili belirgin bir çalışması olduğundan da bahsedilemez. Ancak bu, onların hukuk konusu hakkında hiçbir şey söylemedikleri anlamına da gelmez. Marx ve Engels, tarihsel maddeciliğin hukuku nasıl konumlandırdığı konusunda önemli ipuçları verir. İşte bu ipuçlarının sistematik bir anlatıya dönüştürülmesi de Sovyet marksist ve hukukçu Evgeny B. Pasukanis tarafından yapılacaktır. Pasukanis,“Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm” isimli özgün eserinde marksist hukuk teorisinin dayanağını oluşturan çıkarımları sistematik şekilde açıklar. Çalışmamız marksist hukuk teorisinin unsurlarını Pasukanis’in eseri üzerinden değerlendirecektir. Ancak bu değerlendirmeden önce Marx ve Engels’in hukuk üzerine olan düşünceleriyle Pasukanis’in yapmış olduğu sistematikleştirme arasındaki açık bağlantı açıklanacak; daha sonra Pasukanis’in marksist hukuk teorisi değerlendirilecek ve bu açıklamalardan sonra marksist hukuk teorisinin hukuk bilimindeki yeri tespit edilecektir.

 

Marx ve Engels’in Tarihsel Maddeci Hukuk Yaklaşımları ve Ekonomik Belirlenim

Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’da şu ifadelerde bulunmuştur: “Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısı, belirli bir toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden  bir hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine onların bilincini belirleyen şey toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin bir aşamasında toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet ilişkilerine ters düşer.2

Tırnak içindeki ifadelerde birbiriyle doğrudan bağlantılı iki çıkarımdan bahsetmek gerekecektir. Birincisi hukuk ve siyasal kurumlar birer üst yapı kurumudur. Mülkiyet, bir üstyapı kurumu olan hukukun kapitalist üretim ilişkileri tarafından somut belirlenimidir. Başka bir ifadeyle Marx, hukuktan bahsederken sonraki cümleden hukuku “mülkiyet” olarak somutlaştırmaktadır. Bu esasen hukukun üretim ilişkilerinin bir ifadesi olduğunu göstermektedir. “İfade” kelimesi bizim de katıldığımız üzere Karahanoğulları tarafından bilinçli olarak seçilmiştir. Zira hukuk, üretim ilişkilerinin bir “yansıması” olmaktan ziyade bir “ifade” olabilir. Hukukun bir “yansıma” olduğunu iddia etmek kaba ekonomik belirlenimi de kabul etmek anlamına gelecektir3. Hâlbuki bunun Marx/Engels için tam anlamıyla geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir.

Marx, benzer bir görüşe Felsefenin Sefaleti eserinde varmaktadır. Ancak burada vardığı sonuç bizim de değerlendirmemizi detaylandırmamıza olanak sağlar niteliktedir. Buna göre: “Tarihin her aşamasında mülkiyet farklı sosyal ilişkilerde ve farklı şekillerde gelişmiştir. Burjuva mülkiyetini tanımlamak aslında burjuva üretim ilişkilerinden kaynaklanan sosyal ilişkileri gözler önüne sermekten başka bir şey anlamına gelmez. Mülkiyeti bağımsız bir ilişki, kendine has bir kategori, soyut ve sınırsız bir fikir olarak tanımlamak esasen bir içtihat ve metafizik yanılsamasından ibarettir.4

Bu iki alıntı bize birbiriyle bağlantılı ve sistematik bir çıkarım yapma olanağı vermektedir:

 

i.  Hukuk, üretim ilişkilerinin bir ifadesidir(belirlenimidir).

ii.  Mülkiyet, soyut olan hukukun Marx’ın bakış açısına göre somutlamış biçimidir. Marksist teori esasen özel mülkiyetle ilgilenecektir.

iii.   Hukukun (mülkiyetin) biricikliğinden bahsetmek mümkün değildir. Hukuk (mülkiyet), bir belirlenimdir.

iv.   Hukukun biricikliğini iddia etmek aslında hukukun kendinde şeyliğini iddia etmektir. Başka bir ifadeyle bu sosyal bir olgu olan hukuku metafiziğin konusu hâline getirir.

Bu çıkarımlarının birbiriyle bağlantıları yukarıda gösterdiğimiz şekildedir. Ancak asıl amacımız Marx’ın dördüncü ve son çıkarıma nasıl geldiğini göstermekti. Zira neredeyse bütün marksist hukuk teorisi bu son çıkarıma dayanmaktadır. Burada açık bir liberal hukuk (burjuva hukuku) eleştirisi söz konusudur. Pasukanis’in sistematik hukuk teorisindeki çıkış noktası ise burası olacaktır. Pasukanis, Marx’ın bu mirası üzerinden marksist hukuk teorisini, liberal hukukun (burjuva hukukunun) eleştirisi üzerine kuracaktır.

Marksist hukuk teorisini açıklayama yardımcısı olması için son olarak seçtiğimiz metin Engels’in “Hukukçular Sosyalizmi” makalesidir. Engels’e göre: “Dinsel sancak İngiltere’de son kez olarak 17.yy’da dalgalandı ve ancak elli yıl sonra burjuvazinin klasik yeni kavramı hukuksal dünya anlayışı Fransa’da açıkça sahneye çıktı. Bu anlayış, tanrıbilimci anlayışın dünyasallaştırılmasıydı. Dogmanın, tanrısal hukukun yerini insan hukuku, kilisenin yerini devlet alıyordu. Kilise onlara onayım veriyor diye, eskiden kilise ve dogma tarafından yaratılmış gibi kabul edilen ekonomik ve toplumsal ilişkiler, şimdi hukuk üzerine kurulmuş ve devlet tarafından yaratılmış kabul ediliyordu….Bu hukuksal normlarının kaynağının ekonomik olgular olmadığı, onların devlet tarafından resmi olarak ortaya konulduğu sanılıyordu.5

Engels’in bu ifadeleri marksist hukuk teorisinin aslında üst yapı kurumu olan hukuku hangi zaman sınırları içerisinde değerlendireceğini göstermektedir. Modern hukuk öncesi diğer sistemler –ki bunların yukarıdaki metne göre hukuk olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı da şüphelidir- marksist hukuk teorisinin kapsamı içine girmeyecektir. Öyle ki modern kapitalist üretim ilişkilerine benzerliği sebebiyle Pasukanis zaman zaman Roma İmparatorluğu dönemindeki hukuka atıf yapsa da bu fikrini vurgulama çabasından başka bir anlam taşımamaktadır.

 

Pasukanis’in Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm Eserindeki Kavramsallaştırmalar

Yukarıda gösterdiğimiz çerçeveden hareketle marksist hukuk teorisi ve Pasukanis için hukuk kavramının aslında liberal hukuka atfen kullanıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira birazdan değineceğimiz üzere Pasukanis için komünist ekonomik modelde “hukuktan” bahsetmek söz konusu olamayacaktır. Başka bir ifadeyle bir proleter hukuktan bahsedilemez. Kapitalist üretim ilişkisinden sonraki dönemde artık devlete ve hukuka gerek kalmayacak; hukuk sönümlenecektir6. Dolayısıyla marksist hukuk teorisinde “proleter hukuk” diye bir kavram kabul görmeyeceğinden “hukuk” kavramından anlaşılması gereken bir liberal demokrasi (burjuva demokrasi) kurumudur. Şu ifadeleri Pasukanis’in çıkış noktasını göstermektedir: “Burjuva hukuk biliminin bilimsel sosyalizm açısından eleştirisi, Marx’ın bize kazandırdığı, burjuva siyasal iktisadının eleştirisini örnek almalıdır. Bu amaçla söz konusu eleştiri, her şeyden önce düşmanın sahasına yönelmeli, yani, burjuva hukukçuları tarafından, dönemlerinin ve sınıflarının ihtiyaçlarından yola çıkarak geliştirilen genelleme ve soyutlamaları bir kenara bırakmamalı, bu soyut kategorileri çözümleyerek gerçek anlamlarını sergilemeli ve hukuksal biçimin tarihsel koşullanmalarını ortaya koymalıdır.7

 

Hukuki Pozitivizm Eleştirisi ve Doğal Hak Eleştirisi

Pasukanis öncelikle hukuki pozitivizmin önde gelen temsilcisi Kelsen’i eleştirerek teorisini inşaya başlar. Yazar, Kelsen’i iki husus üzerinden eleştirir. Kelsen’in meşhur piramidinin hukuk ötesi bir yere dayanmaktadır. Bu hukukun metafizik bir şekilde formüle edilmesine sebep olmaktadır. İkinci eleştiri ise Kelsen’in hukuku toplumsal ve siyasi vakıalardan bağımsız olarak değerlendirmesine yöneliktir. Pasukanis’in ifadesiyle: “ Her türlü var oluşsal ve olgusal tortulardan, ruhbilimsel ve toplumbilimse “artıklardan” kurtulan saf, bilimsel, olması gereken kategorisinin ussal bir doğal belirlenimi yoktur ve kesinlikle olamaz.8

“Bu kuram, gerçekliği incelemeyi amaçlamadığı için hukuku ve hukuksal biçimi tarihsel biçimler olarak ele almaya girişmez. İşte bu nedenle kabaca söyleyecek olursak, bu kuramda işe yarar pek bir şey bulunmamaktadır.9

Pasukanis’in bu alıntılarda değindiği husus marksistler tarafından “hukuk fetişizmi” olarak kavramsallaştırılmıştır. Hukuk fetişizmi kavramı, Marx’ın meta fetişizmi kavramından esinlenerek oluşturulmuştur. Buna göre liberal demokrasi hukuku toplumsal bağlamından koparak soyutlar. Bu şekilde bir “hukukun üstünlüğü” kurumu meydana gelir 10 . Hukukun üstünlüğü kavramı bir hukuksal gerçeklik değil; aksine ideolojik bir gerçekliktir. Soyut, metafiziksel bir kavramdır. Hatta bir yanıltmaca, “mistifikasyondur”11.

 

Hukukun Kaynağı: Meta Mübadelesi

Pasukanis, eserinde çoğunlukla özel hukuku inceler. Yazara göre liberal hukukun kavramları ve daha dar anlamıyla özel hukuk aslında meta mübadelesinin bir sonucudur: “Emek ürünlerinde şeyleşen ve temel bir yasallık biçimi kazanan üretim sürecindeki toplumsal ilişkinin, gerçekleşebilmesi, mal sahibi birey ve “iradeleri mallarda yerleşik” özeneler olarak insanlar arasındaki özgül ilişkileri gerektirir. İktisadi malların, emek içermesi bunların içkin özelliğidir. Edinebilir ve devredilebilir olmak şartıyla mübadele edilebilir olması, sadece sahiplerinin iradesine bağlı olan ikinci bir özelliğidir. Emek ürünü, meta özelliğini kazanır ve değer taşıyıcısı hâline gelirken, insan da hak taşıcısı ve hukuksal özne hâline gelir. İradesi belirleyici kabul edilen kişi hukuk öznesidir.12

“Herkes özgür olmalıdır ve hiç kimse diğerinin özgürlüğüne engel olmamalıdır. Herkes bedenine, iradesinin serbest bir aracı olarak sahiptir. Bu önerme bütün doğal hukuk kuramcılarının çıkış noktasıdır. Bu yalıtma, insanın kendi üzerine kapanması “sonsuz özgürlük kavgasının” kaynağı olan doğal durum düşüncesi, üreticilerin biçimsel olarak birbirlerinden bağımsız olduğu ve sadece yapay hukuksal düzen ile karşılıklı olarak bağlandığı mera üretimine tam olarak denk düşmektedir.13

Özel hukukun en gelişmiş olan alanı sözleşmeler hukukudur ve hukuki işlem kavramı da esasen sözleşmeden ortaya çıkmıştır. Soyut özgürlük kavramı bu yönüyle özel hukukla alakalıdır. Zira bir kimse özne hâline gelmeden hukuki işlem (sözleşme) de yapamaz. Bu durumda da bir meta mübadelesinden bahsedilemez. Bu özel hukuk kişisi burjuva demokrasinin bütün kurumları(polis, yargı, kanun) tarafından korunacaktır14. Pasukanis’in hukuk ve meta mübadelesi arasındaki bağlantıyı kavramsallaştıran şu ifadeleri oldukça dikkat çekicidir: “ Öznel hak biçimi kazanan egemenlik alanı, emek ürününe değer atfedilmesi gibi bireye atfedilen toplumsal bir olgudur. Meta fetişizmi, hukuk fetişizmiyle tamamlanmaktadır.15

 

Siyasal Üst Yapının Sonucu(Belirlenimi) Olarak Hukuk

Poulantzas’ın bir düzeyi oluşturan ilişkilerin basit olmadığı ancak bu düzeyin de belirlenime tabi olduğu görüşünü 16 somutlaştıran içerik esasen Pasukanis tarafından ortaya konulmaktadır. Pasukanis’e göre: “Eğer hukuk kuralının tüm hukuksal ilişkilerin üzerinde olduğunu kabul ediyorsak, herhangi bir hukuksal yapıyı araştırmadan önce, kural koyan bir gücü ya da bir başka ifadeyle siyasi örgütlenmenin varlığını varsaymamız gerekir. Yani hukuksal üstyapı siyasal üstyapının bir sonucudur.17

Kanaatimizce bir üst yapı kurumu olarak hukukun, başka bir üst yapı siyaset tarafından belirlenimi marksist hukuk teorisini en doğru şekilde özetleyecek fikir olsa gerektir. Zira liberal hukukun (burjuva hukukunun) en önemli özelliği toplumsal kurumları değil; özgürlük, adalet, eşitlik gibi siyasi kurumları hukuksallaştırmasıdır18. Bu siyasi kurumların hukuksal ifadesi çıkış noktası hâlindekinden bir yönüyle farklılaşmakta yine de sonuç olarak benzer manaya sahip olmaya devam etmektedir. Bu, aslında liberal hukukun ideolojik bir kavramsallaşmadan ibaret olduğunu göstermektedir. Ancak bunun dışında hayati sayılabilecek başka sonuçlara da sebep olmaktadır. Siyasi kavramların hukuksallaşması yani hukukun aslında ideolojik bir kurum oluşu bünyesindeki kavramların da soyut hatta metafizik karaktere sahip olmasına yol açmaktadır. Marksist hukuk teorisi, liberal hukukun bu oldukça zayıf karakteri üzerinden inşa edilmektedir. Özgürlük, adalet, eşitlik ne demektir? Bu sorunlar hukuki bağlama değil; tarihsel ve siyasi bağlama aittir ve yalnızca onun içerisinde manalı bir cevap bulabilecektir.

 

Sonuç

Burada yapılması gereken ilk tespit bir Marksist hukuk teorisinin var olup olmadığıdır. Hukukun tarihsel maddeci perspektiften belirlendiği ilk ve en sistematik eser yukarıda alıntıladığımız Pasukanis’in eseri olsa gerektir. Dikkat edilirse Pasukanis’in eserinin adı “marksist hukuk teorisi” değil; “hukuk genel teorisi ve marksizm” dir. Ancak bu ilgili eserin bir hukuk teorisi ortaya koymadığı anlamına gelmez. Paskuanis’in eserini bu şekilde isimlendirmesinin sebebi, döneminin koşullarında praksisi vurgulamak ve liberal hukukun kapsamlı bir eleştirisini sunmaktır. Halbuki 2000’li yıllardan geriye bıraktığımızda bu eserin bir Marksist hukuk teorisi yarattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira eser, Marx ve Engels’in dağınık metinlerdeki hukukla ilgili ifadelerini miras almış ancak bunları genişletmiş ve sistematik bir temele oturtmuştur. Eser, liberal hukukun kavramlarının “metafiziksel(mistik)” niteliğinin eleştirisi ve özel hukukun (hukuki işlem veya sözleşmeler rejimi) kapitalist üretim ilişkisi tarafından belirleniminin anlatısı üzerine inşa edilmiştir. Eserin bu dayanakları bunlarla bağlantılı bir öngörüyle desteklenir: (Liberal) Hukuk, kapitalist üretim ilişkisinin ürünüdür; dolayısıyla komünist modelde hukuk sönümlenecektir. Hukukun kapitalist üretim ilişkisinin ürünü olduğuna ilişkin fikir “hukuk sosyolojisinin”; komünizmin hukukun sönümlenmesini kaçınılmaz kıldığına ilişkin fikirse “hukuk felsefesinin” konusunu oluşturur. Bu yönüyle Marx ve Engels’in hukuka ilişkin fikirlerinin yetersizliği nedeniyle kurucularca oluşturulamamış bir marksist hukuk teorisi, Pasukanis’in sistematik ve başarılı eseri sayesinde inşa edilebilmiştir.

Pasukanis’in eseriyle birlikte sistematikleşen marksist hukuk teorisi, hukuku yasamanın iradesine tabi kılan hukuki pozitivizmi ve hukuka hak temelli yaklaşan doğal hak teorisini neredeyse tamamen dışlar. Bu ekollere getirilen en önemli eleştiri, birincisinin hukuku biricikleştirmesi; ikincisinin ise metafiziksel bir hukuk yorumuna sebep olmasıdır. Bu hataların altında yatan ise iki ekolün de hukuku “sosyal olandan” bağımsız olarak değerlendirimesidir. Bu önemli eleştiri, marksist hukuk teorisini hukukun sosyolojiyle doğrudan bağlantısını kuran “sosyolojik pozitivizm” ekolüne yaklaştırmaktadır. Ancak önemle dikkat çekmeliyiz ki marksist hukuk teorisinin “sosyolojik pozitivizm” ekolünün içinde yer aldığını iddia etmek son derece hatalı olur. Zira sosyolojik pozitivizm ekolü akla gelebilen bütün sosyal vakıalar üzerinden bir hukuk değerlendirmesi yapar; bu yönüyle bir sınırlaması yoktur. Hâlbuki marksist hukuk teorisinin “sosyal olan” vakıası bütün sosyal ilişkiler ve bunların sonuçları değildir. Marksist hukuk teorisi, sosyal olan ilişkin olarak “kapitalist üretim ilişkisini” esas alır. Tarihsel maddeci bir hukuk yorumu zaten bunu gerektirmektedir. Bu marksist hukuk teorisinin özel hukuk ağırlıklı bir inceleme yapmasına sebep olur. Ayrıca marksist hukuk teorisinin konusu bütün üretim ilişkileri de değildir. Kapitalist üretim ilişkileri öncesi düzenlerin marksist hukuk teorisince “hukuk” olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği de tartışmalı bir konudur. Bizim bu konuda kanaatimiz ise marksist hukuk teorisinin, “hukuk” olarak değerlendirdiği ilişkiler bütünün yalnızca kapitalist üretim ilişkisine özgü olduğu yönündedir. Bütün bu öğeler marksist hukuk teorisini, sosyolojik pozitivist ekolden ayırır. İki ekolün yegâne benzerlik gösterdiği husus “sosyal vakıayı” konu alan genel çıkış noktalarının kısmen benzer olmasıdır. O hâlde bir marksist hukuk teorisi vardır ve bu teori diğer ekollerin içinde yer almayan özgün bir hukuk teorisidir.

 


 

1 Bu konuda detaylı bir çalışma için bkz. Collins, H. (2013). Marksizm ve Hukuk. UD Tuna (Çev.), Ankara: Dipnot Yayınları.

2 Marx, K. (1993). Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, çev: Kenan Somer. Sol Yayınları, Ankara, s, 25.

3 Karahanoğulları, O. (2017). Marksizm ve Hukuk, Diyalektik Hukuk Bilimi. Yordam Kitap, İstanbul, s. 42.

4 Marx, K. (1977). Misère de la Philosophie. Editions Sociales, Paris, s. 160.

5 Marx, K., Engels, F., & Güvenç, K. (2008). Din üzerine. Sol Yayınları, s. 250.

6 Pasukanis, E. B., & Karahanoǧulları, O. (2002). Genel hukuk teorisi ve Marksizm. Birikim, s. 56.

7   Pasukanis, s. 59.

8   Pasukanis, s. 46.

9 Pasukanis, s. 47

10 Collins, s. 9-10.

11 Yelkenci, T. (2018). Marksist Devlet Ve Hukuk Teorisi. Notabene Yayınları, s. 92.

12   Pasukanis, s. 113.

13   Pasukanis, s. 115.

14   Pasukanis, s. 116.

15   Pasukanis, s. 117.

16 Poulantzas, N., & Ünsaldı, Ş.(2014). Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar. Ankara. Epos Yayınları, s. 12.

17 Pasukanis, s. 89.

18 Sever, D. Ç. (2015). İdeolojik bir Kavram olarak Hukuki Eşitlik. Liberal Hakların, Hukukun ve Devletin Sınırları, s. 36.