“Taktim ettiğim şey ekip çalışması alter egomla,

 Takdir et işi.”

 

Müşterek-ler aslında neoliberal hegemonyaya karşı ortaya çıkan direniş hareketlerinin tanımlanmasında kullanıldığında akademi için oldukça heyecan vericiydi. Ekoloji mücadelesi ve bunun için gerçekleştirilen yerel direnişlerin tanımlanması için referans kavram olarak kullanılmaya başlandı. Daha sonra hayatın her alanına nüfüs eden kapitalist hegemonya bize gösterdi ki, direniş her yerdeydi.

İşte bu denemede sorgulamak istediğim şey, müşterek kavramının bu direniş hareketleri ile birlikte akademinin kapalı kapılarını kendi lehine açıp açmadığıdır. Yerel direniş pratiklerinin neoliberal hegemonyaya karşı verdikleri mücadelede akademinin bu ağlara katkısının ölçülmesi üzerine odaklanmaya çalışacağım.

İlk olarak müşterek literatürü bir takım mülkiyet ve ortak kullanım tartışması üzerinden hareket ediyordu. Mesele ortak olanın savunulması ve yaşatılması olunca hepimizin ulaşmak zorunda olduğu maddeler etrafında kümelenme yaşandı. Müştereklerin Trajedisi ile Garrett Hardin ve ona alternatifi gösteren Elinor Ostrom doğal kaynakların kullanımı üzerine incelenebilir iki görüşü temsil etmektedir. İsterseniz bakın fakat benim fikrimi sorarsanız günümüzde yaşayan sen ve ben için oldukça boş bir tartışmanın yürütüldüğünü düşünmeniz muhtemel. Fakat doğal kaynakların temellük edilmesi ve kullanılması hali üzerinden devam eden akademik tartışmalar neoliberalizmin becerisiyle farklı direnç alanlarını bu literatüre dahil etti.

Müşterek olanı en geniş anlamıyla paylaştığımız her şey olarak tanımlarsak bir kafa karışıklığı yaratacağını düşünüyorum. Kendi hayat mücadelemizi verirken müşterek bir şekilde gerçekleştirdiğimiz şeylerin farkına varmalı mıyız? Literatürde genel olarak müşterek olanın hava, su, toprak veya kültür, folklör ve dili betimlediğinden bahsedilir. Hayat mücadelesinin içinde kullandığımız şeylerin bunlar olduğuna itirazım yok. Fakat akademinin neoliberal hegemonyaya ve onun aygıtlarına karşı ortaya koyduğu ve çözümler geliştirdiği bu kavramlar kümesinin oldukça kaçamak olduğunu düşünmekteyim.

 

“Yoksul ve düşkünü anlatmaya yetmiyordu literatür jargonu,

Arabeskler ötelendi. Kime küfür bu haykırış ahmak,

Onlar senin olmamanı istiyorlar burada. Olacak!”

Evet! Kaçamak olarak nitelendirdiğim şey için burada sayfalarca sebep sunabilirim. Ancak öncelikle anlamam gereken şey müşterekler siyasetinin kentli olduğudur. Kentlerde yaşayan insanların nefes alacakları alanları, sıkıcı yaşamlarından uzaklaşma imkanlarını, savunma mücadelesidir. Bu mücadelenin yaşamın sürekliliği açısından elzem olduğunun bilincindeyim. Bunu anlarken şu ana kadar müşterekler siyasetinin ortaya koyduğu pratiklerin kentlerin varoşlarından çıkmadığının da bilincindeyim. Kentin varoşlarına değiyor olması ile karıştırılmamasını rica ediyorum. Kaçamak bir arayış olduğunu bu sebeple iddia ediyorum.

Öte yandan kentli olması hali taşraya dokunuşunda da hissedilmektedir. Taşranın yaşam mücadelesinin çalışılması ve görünür kılınması hali bir çözüm olmak yerine ortaya konulması gereken bir nesne halini almıştır. Oradaki mücadele buraya yansıtılır ve desteklenmesi için görünür kılınır. Böylece mücadeleye katkı sunmak tweetlere ve facebook paylaşımlarına kalır. Bu hareketlere dokunmak ise bir avuç insana kalır. Bunun ötesinde kentlerin taşrayı savunmak adına kitlesel mobilizasyonunu sağlamaz.

Bizim ahaliyi muhalif akademi olarak nitelendirirsek, üretilen fikirlerin şehrin dehlizlerine ve taşraya etki etmesi için ne yapılması gerekir sorusu sürekli aklımızdadır. Bu soru koca duvarlarla çevrili zihinlerimizde etki alanları kurmak istememizden doğar. Hastalıklıdır. Fakat müşterekler siyaseti ortak olanın savunulması ve yaşatılması anlamına geliyorsa neden bu pratiklerin yaratılmasını tartışırız. İçinde bulunduğumuz toplumsal ilişkiler bütünü tam da bu ortak olanın kendisi değil midir?

Piere Dardot ve Christian Laval “Müştereğin Arkeolojisi” isimli çalışmalarında karşı olanın kurulması için iştirak eden bireylerin birlikte yükümlülüğü sağladığını iddia ederler. Neoliberal toplumsal ilişkilerin var olduğu alanda müşterek pratiğin gerçekleşmesi birlikte yükümlü olma haline bağlanmıştır. Neoliberal kapitalizmi aşma yolunu birlikte yükümlülüğü sağlayacak bir grup insanın bir araya gelerek ortak olanı topluluk lehine temellük etmesine dayandırırlar. Bu pratiklerin genişlemesi ve bir araya gelmesi için dünya çapında müştereğin kurulmasını salık verirler. Kullanım hakkının paylaşılması için müşterek hukuk geliştirilmesinin önemine vurgu yapmayı ihmal etmezler. Tüm bunları gerçekleştirecek olan ise kurucu praksis olarak nitelendirdikleri birlikte eylemedir. Yani insanların bulunduğu alanları korumak için eyledikleridir. Bu sayede post kapitalist toplumun kurulması sağlanabilir.

Yukarıda bahsedilen planın politika önerileri olduğunu ifade edelim. Dolayısıyla müşterekler siyasetinin geldiği noktanın dönüştürücü bir momentumu aradığını söylenebilir. Bu olumludur fakat kaçamak olduğunu değiştirmez. Çünkü neoliberal kapitalizmin bütüncül bir analizini yapmaktan uzaktır. Ekonomi politiğine değinmez ve neoliberalizmin ortak olanı hangi aygıtlarla yarattığının üstünü çok açmaz. Kültür, folklör, hukuk, demokrasi, adalet ve diğer koca koca kavramların mevcut toplumsal ilişkileri içerisinde hangi işlevleri gerçekleştirdiğini açıklamaktan uzaktır. Bununla birlikte bu ilişkiler bütününü açıklamaya çalışan bir çok tarihsel birikimi bir çırpıda görmezden gelir. 21. Yüzyılda devrim üzerine deneme olarak ortaya atılan bu fikirlerin gerçekleşmesi için hangi yolu izleyeceği oldukça belirsizdir. Fakat bu denemede nitelikli bir eleştiri verme niyetinde olmadığımı söylemiştim.

Kaçamak olma meselesine odaklanalım. Yukarıda bahsettiğim gibi akademinin yaptığı belirli bir alan üzerine fikirler geliştirmek ve ortaya atarak onun tartışma başlatmasını beklemektir. Genel olarak etkinin ve kökünden bir dönüşümün gerçekleşmesi için eyleme geçme hali oldukça nadir gözlemlenir. Gözlemlendiğinde ise devlet aygıtının hışmına uğrar. Mevzileri kazmamıştır. Dolayısıyla bir alanın içerisinde aydın olma ve olmayanları yontma meselesine dönüşür. Bu alanın içerisinde şehrin dehlizlerinden ve taşradan gelenlere çoğu zaman yer olmaz.

Olacak! Şehrin varoşları kendine has adabıyla bir takım işlerin sürdüğü mekanlar olarak karşımıza çıkar. Giyim, konuşma, sosyal etkinlikler, açık hava faaliyetleri gibi şeylerin oluşturuduğu bir ortaklık vardır. Müşterek bir şekilde bu semtlerin insanları bunları gerçekleştirerek toplumsal ilişkileri yeniden üretirler.Bir tehlike ile karşılaştıklarında ise kendi bildikleri yöntemlerle buna karşı direniş pratikleri geliştirirler. Benim semtimde çoğu zaman çatışmadır. Kentsel dönüşüm meselesi üzerine bir örnek verirsek benim mahallemde oluşan tepki belediya başkanını silahla tehdit etmekten ve belediye meclisini basmaktan ibarettir. Fakat bir başka yerde park meclisleri, imza kampanyaları ve davalar olabilir. Hatta bir başka yerde bu tarikat üzerinden topluluğun kendini korumak için bazı kademelerde yer edinmesi dahi olabilir. Ancak genel olarak hedef o alanın ve ilişkiler bütününün sürmesini sağlamaktır.  Öte yandan meselemiz tüm bu apayrı ilişkilerin bir arada olmasına mı odaklanmalıdır? Herkesin herkes için olması ayrı dünyaların insanları için oldukça soyut kalır. Çözüm yöntemleri çatışmalara yol açacaktır.

Müşterek olanın peşine düştüysek terk etmem gereken şeylerden birinin herkes için olma hali olduğunu anlamış bulunuyorum. Politik bir mücadele herkes için olamaz. Dolayısıyla bu herkes için adaletli ve eşitlikçi bir dünya yaratma tatlışlığını bir kenara bırakıyorum. Kavgadan kaçılmaz.

“Kimi intaharlar gibi bir anlam taşıyor yok oluşum.

Minik isyanlar gibi birikip vandallaşıyor, korkuyu şuh kahkahalar sarıyor.”

Bir topluluk kurmak ve burada bir araya gelmiş bireylerin topluluğun tamamı adına emek harcamasını sağlamak hedefim. Bunu yaparken odaklanmamız gereken şey ise yeni olanı kurmanın ne demek olduğudur. Mevcut ilişkilerin sürdürülmesi yerine yeni olan ilişki biçimlerini aramalıyız. Bir topluluk kurmak meselesi öznenin kendi bağlamında bulunan nesneleri dönüştürme potansiyeline odaklanabilir. Yani senin önce kendi alışkanlıklarından başlayarak etrafına yaydığın bir dönüşüm sürecidir. Mahallenden başlayarak bütüncül bir ilişki biçimini kurmanın yollarını müşterek bir arayışa dönüştürmen demektir. Ekonomik üretim araçlarının kontrolü ve işleyişinden tutunda dilin kullanım pratiklerine kadar geniş bir çabanın ürünü olmalıdır. Öyle ki gelenek ve göreneklerin eleştirel yeniden kurgulanmasına odaklanır. Tüm bunları yaparken soyut kavramların mevcut hegemonik ilişkilerin ürünü olduğunu ve bu ilişki ağını yeniden kurmakla görevli olduğunun farkında olmak ilk kuraldır. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz durum tutunacak dalı olmayan bir grup insanın dayanışma halini yansıtır. Bu dayanışma direnme anlamına gelmez. Yeni olanı yaratırken kavga vermekten ve gerekirse yok olmaktan geçer.

Akademinin duvarlarını üniversitelerden sokaklara taşımak bu mücadele için bir anlam ifade etmez. Müşterek bir mücadelenin yöntemini belirlemek sana bana düşmez.  Sokaklara sadık kalmak gerekir. Hedefin ne olduğu konusunda anlaşmak oldukça mümkün olsa da yine bahsettiğim gibi herkes için olma hali sürekli değişkenlik gösteren bir ittifak meselesidir. Karşıtlıklar ve çatışmalar bitene kadar sürecektir veya sürekliliği olabilir. Karşı hegemonyanın neoliberal kapitalizmi alt etme mücadelesi için birleşik cepheler kurulur ve dağılır. Unutulmaması gereken müştereğin yeni olanı peşinde olma zorunluluğudur.

Yeni olanı kurmak için...

“Yak yak yık yepyeni yap, uygarlığa baş kaldıran aşklar gibi...”