İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Doç. Dr. Melda Yaman’ın “Marksizm ve Toplumsal Cinsiyet” dersinin notları yayımlandı | Marksizm202

Marksizm202 Seminerleri

Marksizm ve Toplumsal Cinsiyet

Doç. Dr. Melda Yaman

24 Şubat 2020

Bu organizasyonu gerçekleştirenlere çok teşekkür ediyorum. Beni de davet ettikleri için ayrıca teşekkür ediyorum çünkü bütün bu meseleleri tartışmaya, konuşmaya çok ihtiyacımızın olduğu dönemlerden geçiyoruz. Bu sadece entelektüel bir ihtiyaç değil, hakikatin kendisi de bunu zorunlu kılıyor yani olagelen nesnel dünyanın kendisi de aslında Marksizm ile ilgili tüm bu başlıkları yeniden konuşmaya ihtiyaç yaratıyor. Ben de size Marksizm ve Toplumsal Cinsiyet diyoruz ama toplumsal cinsiyet benim çok kullandığım bir kavram değil. Onunla ilgili birkaç bir şey söyleyeceğim niye tercih etmediğimi ama kritik ve önemli bir kavram. Şöyle söyleyelim, toplumsal cinsiyet Newton’un eğer ki bir yerçekimi teorisi gibi düşünürsek, Einstein’ın kütle çekimi teorisi gibi düşünürsek arasındaki ilişkiyi anlayabiliriz. Onu kapsayan ama aşan başka bir sistematiği olduğu kanaatindeyim ben. Yani “Neden farklı toplumsal cinsiyetler var?” sorusunu yanıtlayacak sistematik, tarihsel, maddeci bir yanıta ihtiyacımız olduğunu söyleyeceğim. Bunun üzerinden de kuracağım zaten. Şimdi beraberce konuşalım istiyorum, beraberce tartışalım istiyorum. Siz istediğiniz her an katkı yapabilirsiniz, soru sorabilirsiniz, eleştiri yapabilirsiniz. Lütfen bu konuda kendinizi rahat hissedin çünkü böyle bir ilişki beni de rahatsız ediyor. Bilen bir göz olarak olmayayım ben de, kendi fikirlerimi sizinle tartışıyor gibi düşüneyim çünkü buna benim sizden daha çok ihtiyacım var. Bu tür ortamları yakalamak benim için o kadar zor ki, sizlerle bir araya gelmenin benim için hem düşünsel hem de duygusal özel bir anlamı var. Bunu lütfen samimiyetle kabul edin ve bu kabul üzerinden lütfen katkılarınızı esirgemeyin. Ben de buna ihtiyaç duyuyorum, farklı düşüncelere ve farklı katkılara.

Şöyle başlayalım mı? Benim varsayımım şu; bizim içinde yaşadığımız burjuva toplumunda kadınlar erkeklerden farklı bir biçimde eziliyorlar. Bu varsayımla başlayacağım. Bu konuda hemfikir miyiz acaba? İtirazı olan arkadaşlarım var mı? Mesela bir erkek arkadaşım “Hayır ya olur mu? Ben daha çok eziliyorum.” diyor mu mesela? Toplumsal cinsiyeti konuşurken tabii kadını, erkeği, geyleri, lezbiyenleri, transları konuşmamız gerekiyor fakat bizim odaklanacağımız konu kadın emeği olacak ve bu konuda da biraz ikilikler üzerinden gideceğiz. Şimdiden o konuda bir sınır çizdiğimi belirtmek istiyorum ama bununla ilgili her türlü katkıya, her türlü eklemeye hazırım. Çok da zenginleşecek böylece konuşmamız. Ben sırf biraz kolaylık olsun ve benim için de yol açıcı olsun diye sadece kadın ve erkek ilişkileri üzerinden gideceğim ve bunun yanında toplumsal cinsiyet dediğimiz anda pek çok şeyi içerdiğini lütfen kabul edin olur mu?  Bu konuda da anlaştık mı? Tamam, peki.

İlginizi çekebilir  Pınar Eldemir yazdı: “Varlığımın gitgide küçüldüğünü hissediyorum akademinin içinde” | Akademideki Sorunlar V

Şimdi meselemiz şu; acaba Marksizm –biz kabul ettik ya hemfikiriz, günümüzdeki özgün, farklı ezilmesi hakkında- bize nasıl yol açıcı bir şeyler sunuyor? Sunuyor mu acaba, sunmuyor mu? Şimdi bu konudaki literatür o kadar geniş ki yani 20.yüzyılın ortalarından itibaren tartışılmaya başlanıyor, daha öncesinde Marksist, sosyalist, feministler var ama bunu teorik olarak çok tartışmıyorlar. Daha kolaycı açıklamaları var, günün ihtiyacı açısından düşünün devrim dönemi. Kollontaylar, Clara Zetkinler, Rosa Luxemburglar bir yerlerden kadın meselesini aslında dert ediniyorlar ancak bizim konuşacağımız düzeyde değil. Bir kendi devrim anlayışı içerisinde kadın işçilerin özgün bir yeri var, onun üzerine yerleştiriyorlar. Bunun üzerine de çok gitmiyorlar. Ama sonrasında 60’larda başlayan 60’ların sonunda başlayan ve can alıcı bir şekilde yürüyen, 80’lerde de devamı gelen ama 90’lar 2000’ler boyunca, aslında 2000’in başlarında yavaş yavaş sönümlenen bir tartışma bu. Nasıl ki Marksizm genel olarak tartışmanın ekseninden çekiliyorsa yani genel olarak derken devrim fikri, sınıf mücadelesi, krizler gibi tartışmaların ekseninden çekildiyse “kadın sorunu”, tırnak içerisinde, tartışmalarından da çekiliyor. Daha başka tartışmalar ön plana çıkıyor. Feminist mücadele belli alanlarda yürüyor ama Marksizm ile ilişkisi giderek yavaşlıyor. Bu arada ne oluyor? Başka türlü feminist mücadeleler ön plana çıkarken çok da yol alınıyor kimi yerlerde fakat ne zaman ki toplumsal düzenin sarsıntıları başlıyor, krizler baş gösteriyor, siyasal tartışmalar gün yüzüne çıkıyor bu sefer mevcut tartışmalar sarsılmaya başlıyor. Daha liberal feministlerden bahsediyorum. Bunların söyledikleri bir şey yok değil elbette var, kıymetsiz değiller ama hakikatin ancak bir veçhesini kuşatabiliyorlar ve bir şeyler söylüyorlar. Ee ne oluyor? 2009’u hatırlayın. 2009 krizinde, dünyadaki 2008-2009 krizinde ne oldu? Bizim en liberal dediklerimiz bile bir Marksizm’i dillendirmeye başladılar değil mi? İşte daha önceki kapitalist krizlerde görmediğimiz bir şekilde, Marx gündeme gelmeye başladı. Benzer biçimde 2000’lerin tarihi kadınların kapitalist burjuva toplumdaki yerine dair Marksist tartışmaların da alevlenmeye başladığı bir dönemdi ama artık daha değişik bir konseptte, daha değişik bir içerikte. Bunları ben yavaş yavaş açacağım, giriş olsun diye söylüyorum.

Bu not UNIVERSUS Araştırma Gönüllüsü Elif Başak Aslanoğlu tarafından alınmış ve yazıya dökülmüş; UNIVERSUS Araştırma Gönüllüsü Billur Sevinç tarafından düzenlenmiştir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir