İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Alper Çavuşoğlu: “Koronavirüs Günlerinde Güvencesizler: Stajyer Avukatlar”

Koronavirüs Günlerinde Güvencesizler: Stajyer Avukatlar

Alper Çavuşoğlu

Her kriz anında ortaya çıkan bir koro var. Kulağımıza krizin herkesi eşitlediğini, en tepedekinden en aşağıdakine kadar herkesin aynı gemide olduğunu fısıldayan bir koro… Şimdilerde koronavirüsün yarattığı krizde de aynı koro ortaya çıkarak salgının sınıf/statü ayırt etmediği iddiasını bir gerçekmişçesine yaymaya çalışıyor. Doğaya adalet duygusuna sahip bilinçli bir varlık kimliği atfedip gerçek sorunları gözden kaçırmamıza neden olan bu koroyu ve gerçekte yaşananları ifşa etmemiz gerekiyor. 

Gerçekte, kriz herkesi eşit olarak etkilemez. Aksine krizler, eşitsizliğin en billurlaşmış haliyle göz önüne serildiği anlardır. Günümüzde karantina romantizmiyle ortaya çıkan ve balkonlarda, bahçelerde şarkı söyleyen, video çekenlerin; işinden olmamak ve aç kalmamak için her gün yüzlerce kişinin olduğu fabrikalara, işyerlerine gitmek, günde onlarca kişiyle temas kurmak zorunda olanlara #evdekal mesajı vermesi ve neyi yapıp neyi yapmamaları gerektiği konusunda parmak sallamaları, hiç farkında olmadıkları gerçekliklerde yaşayan insanların tüketim alışkanlıklarını fark ettiklerinde verdikleri tepkiler söylediğime örnek olabilir. 

Tıpkı diğer krizlerde olduğu gibi, iddia edilenin aksine Koronavirüs salgının yarattığı kriz de herkesi eşit olarak etkilemez. Çünkü asıl ölümcül olan virüsün kendisi değildir; yetersiz ancak pahalı sağlık hizmetleridir. Düzenin çarkını döndürmek için sokağa çıkmak zorunda bırakılmak dolayısıyla enfekte olma riskinin artmasıdır. Doğru düzgün beslenememek ve bunun yarattığı bağışıklık sistemi sorunlarına sahip olmaktır. Yine asıl öldürücü olan gereken temizlik ve güvenlik tedbirlerini sağlayamıyor olmaktır. Hayattaki pek çok şeyde olduğu gibi, koronavirüsün öldürücülüğü de sınıfsaldır. ABD’den bir örnek vermek gerekirse şunları söyleyebiliriz:

ABD nüfus sayım bürosunun 2010 yılında yaptığı sayımlara göre nüfusun %12,6’sı siyahidir.[i] Aynı büronun 2018 yılında yaptığı araştırmaya göre gelir dağılımında, siyahiler beyazların %9’u kadar gelir elde etmektedir.[ii] %25’inin net geliri 0 veya eksidedir. Siyahi Amerikalıların ABD’deki COVID-19 hastaları arasındaki ölüm oranı ise 9 Nisan tarihli Associated Press haberine göre %42’dir.[iii] Bu durum, siyahilerin çalıştıkları işlerin salgın süresince home-office olarak çalışılamayacak ve devam etmesi gereken işler olması, yetersiz ve dengesiz beslenme nedeniyle hali hazırda sağlık sorunlarının bulunması ve sigortasızlık nedeniyle sağlık hizmetlerine erişme imkanlarının bulunmamasıyla açıklanmaktadır. 

Koronavirüsün yarattığı ekonomik kriz de sağlık krizi gibi belki de virüsün kendisinden daha görünür şekilde bu eşitsizliği görünür kılmış durumda. Ekonomik kriz anında, krizin etkileri herkese eşit olarak sirayet etmez. Krizin insan eliyle oluşması ya da doğa kaynaklı olması fark etmeksizin, kriz durumlarında en güvencesiz olanlar feda edilir. Örneğin 2008 küresel finans krizinde, krizin esas müsebbibi olan bankacılık sistemi ve sermaye sahipleri devlet tarafından ilan edilen milyar dolarlık yardım paketleriyle kurtarılmış, toplumun geri kalanı kemer sıkma politikaları ve işsizlik ile baş başa kalmıştı. Günümüzde Koronavirüs hastalığına bağlı ortaya çıkan sağlık krizinin (en azından şimdilik) insan yapımı, yapay bir kriz olmadığının farkındayız. Ancak bu krizden doğan ekonomik sonuçların da yazının başında bahsettiğimiz koronun iddia ettiğinin aksine herkes için eşit etkileri olmadığını, her krizde olduğu gibi en güvencesizden başlamak üzere kademeli bir biçimde insanların feda edildiğini görüyoruz. 

Bu kademelendirmenin en altında, çalışmak için evinden dışarı çıkmaya zorlanan, aksi takdirde işten çıkarılmakla tehdit edilen milyonlar ve evden çalışabilecek olmasına rağmen “ekonomik gerekçeler” gösterilerek işten çıkarılan ya da ücretsiz izin teklif edilen sigortalı ya da sigortasız çalışan milyonlar var. En tepedeki hâkim zümreye gelene kadar, piyasa tanrılarına yeterince kurban verilerek ekonomi rayında tutulmaya çalışılıyor ve bu, krizin herkesi eşit olarak etkilemesi nedeniyle doğal karşılanması gereken bir durum olarak sunuluyor! 

Bu yazıda güvencesiz grupların bir kesimine, stajyer avukatlara odaklanmaya çalışacağım. Bugünlerde stajyer avukatların ücretsiz izne zorlandığını ve bu izin süresince çalışmalarının beklendiğini ya da ücretlerinde indirime gidildiğini duymaktayız. Daha da kötüsü “ekonomik gerekçelerle” iş akitlerine son verildiğini öğrenmekteyiz. Bu yazıyı kaleme alarak, sigortalı çalışmaları yasak olduğu için İş Hukuku’na dayalı hiçbir hak talep edemeyen stajyer avukatların sesini duyurmak istiyorum.

Hukuk fakültesindeki ilk derste hukuk öğrencileri mistik bir “hukukun üstünlüğü” kavramıyla tanıştırılır; yargı bağımsızlığı, savunma dokunulmazlığı ve avukatların bağımsızlığı gibi kavramlar da bu hukukun üstünlüğünü sağlamadaki kilometre taşlarından kabul edilir. Hatta avukatların bağımsızlığı anlatılırken ünlü bir deyiş kullanılır: “Avukatlar hiçbir zaman köle kullanmadılar ama efendileri de olmadı.” Ancak meslek hayatına atılan genç bir stajyer avukat bunun tam zıttını deneyimleyerek hukuk fakültesinde gördüğü mistik anlatımın hayatta karşılığının olmadığı gerçeği ile yüzleşmek durumunda kalır. Savunmanın dokunulmazlığını ve bağımsızlığını savunacak geleceğin avukatlarının meslek hayatlarına ilk adımı, üniversitede öğrendiklerinin aksine köklü bir geleneğin parçası olarak, üstatlarına tabi olmayı öğrenmek üzerine kuruludur. Size bu durumu kısaca özetlemek istiyorum.

Minimum dört yıllık bir eğitim hayatının ardından stajını başlatacak hukuk fakültesi mezunu, hayatını idame ettirebilecek bir para kazanma imkanından Avukatlık Kanunu tarafından yoksun bırakılmıştır. Bir yıllık stajının ilk altı ayını adliyede, ikinci altı ayını ise bir hukuk bürosunda geçirmesi gereken stajyerin, bu süreler boyunca sigortalı bir işte çalışması yasaktır. Sigortalı bir işte çalışamadığı için asgari ücret, yıllık izin, kıdem, işsizlik ödeneği gibi imkanlardan yararlanamayan stajyer kendini serbest piyasanın ellerine bırakır. Aslında geleneksel usta-çırak ilişkisi yoluyla öğrencilik hayatında edinilen teorik bilginin pratik hayattaki yansımalarının ve uygulamasının stajyere gösterilmesini hedefleyen staj süreci, piyasa tarafından deforme edilerek eğitim amacıyla düşünülen staj süreci bir işe, stajyerler ise işçiye dönüştürülmüş ve bu durum, stajyerlerin kayıt dışı ücret aldığı bir sektörün doğmasına sebep olmuştur.  

İlginizi çekebilir  Avrupa Feminist Çalışma Grubu: “FEMİNİZM ŞİMDİ! Dördüncü Bölüm: Kurumsal Değişiklikler: Otoriterlik ve Demokrasiden Uzaklaşma” | Çeviri: Fethiye Beşir-İletmiş

Stajyerlerin geçim derdinin ve bunun yarattığı pazarlık gücü yoksunluğunun farkında olan pek çok hukuk bürosu, bu durumu istismar ederek stajyerlerin en temel giderlerini dahi(ev kirası ve faturalar örneğin)  karşılamalarına yetmeyecek komik rakamlara büronun angarya işlerini yaptırır. Aslında Avukatlık Kanunu’nda Barolar tarafından stajyer avukatlara, aileleri tarafından yapılacak yardımla geçinemeyeceklerini ispatlamaları halinde “kredi” bağlanabilme imkanı getirilmiştir. Ancak takdir edileceği üzere eğitim hayatlarında aldıkları KYK kredileriyle hayata halihazırda borçlu başlayan gençler için bu, zaten üç kuruş para kazanacakları mesleklerinin ilk yıllarını daha büyük borçlar altında geçirmek demektir. 

Avukatlık Kanunu, hukuk bürolarında stajyerlere yaptırılabilecek, hatta yaptırılması gereken işleri açıkça saymıştır ancak birçok hukuk bürosu bunun yerine stajyerleri ofiste evrak düzenini sağlayan ve adliyede icra işlerini yürüten ucuz işgücü olarak kullanmayı tercih eder. Stajyerin itiraz edebilecek bir durumu yoktur; çünkü işten bir mesajla kovulmasının önüne geçecek herhangi bir güvenceden yoksundur. İlk altı ayda çalışması yasak olmasına rağmen, geçimini sağlamak için çalışan stajyerlerin durumu daha da kötüdür. Zira güvencelerinin olmaması bir yana, Baro tarafından çalıştıkları anlaşılırsa stajlarının iptal olması ve avukat olamama riskiyle karşı karşıyadırlar. Bu da stajyer avukatlara daha çok angarya yüklenmesine ve onların buna karşı seslerini çıkaramamalarına neden olmaktadır. Para karşılığı çalışmanın yasak olması, Avukatlık Kanunu ve uygulayıcı kurumlar tarafından “meslek onuruna yaraşmayan hareketler”in önüne geçilmesi olarak meşrulaştırılmaktadır. Ne onur ama!

Savunma hakkının kutsallığını, avukatların bağımsızlığını düstur edinmesi gereken hukuk mezunları işte böylece kendilerini savunabilmekten aciz bir konumda bırakılmakta, doğrudan bağımlı ve güvencesiz bir durumda geçimlerini sağlamaya itilmektedir. Kaldı ki hukuk bürolarında yaptıkları işlerin denetimi de sağlanmadığından kanunda sayılan çeşitlilikte meslek öğretimi yapılmamakta, stajyerler gelecekte kendilerini serbest avukat olarak çalışabilme hayaline bile (ekonomik sebeplerden azade olarak) kaptıramamakta, ömür boyu bağlı çalışan “işçi avukat” olarak hayatlarına devam etme zorunluluğuna itilmektedir.

Staj yaptıkları bürolardaki avukatlar tarafından stajyerlere yaptırılan araştırmaların ve yazdırılan makalelerin isimsiz olarak internet sitelerinde yayınlandığı; hatta kimi avukatların daha da ileri giderek bu makaleleri -üzerinde ufak değişiklikler yaparak- akademik metin formatında dergilere gönderdiği ve yazar ekibinde stajyer avukatın ismine yer dahi vermediği  gerçeğine pek sık rastlanılmaktadır. 

Böyle bir gerçeklikte, ekonomik kriz anlarında, ilk feda edilen en güvencesiz olanlar olduğundan bir sektör olarak hukukta da ilk feda edilenler stajyer avukatlar olmaktadır. Geçimlik ücretleriyle yetiştiremedikleri kira ve fatura gibi harcamaları için üstüne ailelerinden harçlık alan stajyer avukatlar, lüks harcamalarına ara vermek istemeyen avukatlar tarafından ekonomik gerekçelerle işten çıkarılarak yokluğa itilmektedir. Kaldı ki bahsettiğimiz gibi işten çıkarılırken kanunen gerekçe gösterme yükümlülüğü de yoktur, zira stajyer avukat sigortalı bir çalışan değildir. Ne öğrenciliğin kazanımlarından ne de bağlı çalışan olmanın getirilerinden faydalanabilir.

Koronavirüs gündeminde de bu tanıdık senaryoyu izliyoruz. Birçok şirket, çalışanlarının sözleşmelerini feshetmekte veya çalışanlarına ücretsiz izne ayrılmaları yönünde teklifte bulunmakta. Tabii ki işten çıkarmaktansa iyi niyetliymiş gibi gözüken ücretsiz izin teklifinin, özünde sözleşmenin feshi anlamına geleceği konusunda bir tartışma bulunmadığını söyleyebiliriz. Şimdiye kadar verilen pek çok Yargıtay kararı da ücretsiz izni, iş akdinin feshiyle eşdeğer bir kurum olarak değerlendiriyordu.

Ancak günümüzde yaşadığımız krizin oluşturduğu yeni gerçeklik, daha önce kanunlarımızda yer almayan, ücretsiz izin denilen garabeti kanunlarımıza soktu. Meclisten geçirilen torba yasayla işten çıkarmalar üç ay süreyle yasaklandı ancak kanunumuzda daha önceden bulunmayan ücretsiz izin kavramı da artık kanunumuza girdi. Bunu ve beraberindeki bazı değişiklikleri kısaca özetlersek durum şöyle: 

İş Kanunu ve ilgili mevzuatta yapılan değişiklikler ile gündeme gelen “kısa çalışma” uygulamasıyla, İŞKUR’a başvuran ve başvurusu kabul edilen işyerlerinin çalışanlarının aylık ücretinin bir kısmının devlet tarafından ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun dışında işten çıkarmalar üç ay süreyle yasaklanırken, kanunen işverenlere çalışanlarını aynı süreyle ücretsiz izne çıkarma hakkı verildi. Bu durumda, bu değişiklik uyarınca ücretsiz izne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden faydalanamayanlara ve 15.03.2020 tarihinden sonra iş sözleşmesi feshedilen ve işsizlik ödeneğinden faydalanamayanlara üç ay süreyle günlük 39,24 TL nakdi destek sağlanması kararlaştırıldı. Bu değişiklerin, işçiyi açlık sınırının çok altında bir miktara mahkûm etmesi ve işverenin işten çıkarmasının yaratacağı etkiden belki daha kötü bir etki yaratması bir yana, yine dikkat çekmemiz gereken nokta, “sadaka” sayılabilecek bu uygulamalardan yararlanamayanlar. Yani yazımızın özelinde, hiçbir güvencesi olmayan stajyer avukatlar. Stajyer avukatlar, diğer çalışanları ilgilendiren işten çıkarma yasağı, işsizlik ödeneği, kısmi çalışma ödeneği veya nakdi destek gibi haklardan hiçbir şekilde faydalanamıyor. Yarının hak savunucuları, bugün her türlü haktan yoksun bırakılıyor. 

Peki biz piyasanın insafına terk edilen stajyer avukatlar uğradığımız haksızlıklara, karşı karşıya bırakıldığımız güvencesizliğe, geleceksizliğe karşı ne yapacağız? Her şeyden önce yapılması gerekenin yan yana gelmek, karşı karşıya kaldığımız haksızlıkları konuşmak, deneyimlerimizi paylaşmak olduğunu düşünüyorum. Bu doğrultuda, staj süresince yaşanılan haksızlıkların duyurulması ve bu haksızlıklara karşı mücadelenin örülmesi için sizlerden staj deneyimlerinizi alper.cavusoglu@uni-versus.org‘a yazmanızı talep ediyorum. Daha iyi yarınların yolu yan yana durmaktan, dayanışmadan ve mücadeleden geçiyor. 


[i] Karen R. Humes; Nicholas A. Jones; Roberto R. Ramirez (March 2011). “Overview of Race and Hispanic Origin: 2010” United States Census Bureau. 2, 2015.

[ii] https://www.thebalance.com/racial-wealth-gap-in-united-states-4169678

[iii] https://www.sciencenews.org/article/coronavirus-why-african-americans-vulnerable-covid-19-health-race

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir