İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pınar Eldemir yazdı:”Gözetmenlik varken sabahtan akşama kadar sınıftan hiç çıkmıyoruz” | Akademideki Sorunlar I

“Gözetmenlik varken sabahtan akşama kadar sınıftan hiç çıkmıyoruz”

Pınar Eldemir

Saha çalışmaları uzun sürüyor. Aslında başladığını sandığınız zamandan önce başlayıp bitireceğinizi tahayyül ettiğiniz zamandan sonra bitiyor. Benim için de böyle oldu aslında. Halen süren bir sahanın içinde dönüşüyorum. Feminist yöntem dediğimiz şey biraz da bu bence zaten. Bugün size bu sahada henüz aktarmadığım ama beni dönüştürdüğünü, bakış açıma bir miktar iz bırakan akademi deneyimlerini aktarmak istiyorum. Başlamadan bir not düşeyim, bu sahayı İstanbul ve Ankara’daki vakıf ve devlet üniversitelerinin farklı bölümlerinde Araştırma Görevlisi ya da Öğretim Görevlisi olarak çalışan genç kadınlarla yaptım. Akademide çalışma koşullarından yaşadıkları psikolojik/fiziksel şiddet deneyimlerine kadar pek çok konuya eğildik. Çeşitli mecralarda da bunları yazdım, çizdim, söyledim. Şimdi sıra söyleyemediklerimde.

Üniversitede ders vermek istiyorsanız ve bir kuruma bağlı olarak araştırmalarınızı sürdürmek istiyorsanız, akademisyen olmanız gerekiyor. Elbette bunun çok daha farklı yolları da var ancak temelde gereken şey bu. Ancak mesleğe girmek kadar meslekte kalmak bakımından da çeşitli mücadeleler de beraberinde geliyor. Neoliberalizmin toplumsal hayata ve gündelik yaşama atfettiği “istersen yaparsın” mottosu aslında sistemin temelindeki sermaye birikiminin sıkışması ve bunun sorumluluğunu insana yükleyen pratik, akademiye de tezahür ediyor. 

Akademide çalışmanın saatinin olmayacağına dair çok şey görüyor ve duyuyoruz. Bazılarımız ise bunu farklı yerlerde deneyimliyor. Elbette yeni bir fikir üzerine çalışmanın, bir konuyu dert edinip araştırmanın saati ve yeri olmaz. Ancak bunun bir meslek olması halinde işler değişiyor ve yapmak istenen ile yapılması gerekenler yer değiştiriyor. Devlet üniversitelerindeki işleyişi anlamak istersek 6033 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu’nun 33.maddesine bakmamız yeterli olacaktır. Buna göre Araştırma Görevlisi “yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim elemanıdır”. Dikkatinizi ilgili diğer görevler ibaresine çekmek istiyorum. Bu “diğer” görevler ne? Kimin nesini yapmak bu idari görevlere giriyor? 

Bu soruları yanıtlamadan önce vakıf üniversitelerindeki işleyişe de değinmek istiyorum. Bu kurumlarda işleyiş devlet üniversitelerinden biraz farklı olmakla birlikte aslında tüm üniversiteler 6033’e bağlıdır. Vakıf üniversitelerinde farklı olan şeyler söz sahipleri, kurallar ve işleyişlerdir. Vakıf üniversitelerindeki üst karar organı olan mütevelli heyetleri çoğunlukla şirketlerde çalışan iş insanlarından oluşmaktadır (Şenesen Günlük, 2015, s. 342). 

Böyle bir tabloda çalışma koşullarının tecrübe edilişi belirsizlik ve keyfiyet gibi iki temel motivasyonla şekillenebilir. Öğretim elemanlarının belirli periyodlarla tamamlamak ile sorumlu oldukları diğer bir görevin, vize ve final sınavlarında gözetmen olarak görev almak olduğunu söyleyebilirim. Bu görev çok vakit almayan bir pratikmiş gibi düşünülse de aslında öğretim elemanları açısından bazı durumlarda fiziksel olarak da çok zorlayıcı olabiliyor. Ceyda, Selin ve Ayda’nın anlattıklarında olduğu gibi, sınav programlarının kim tarafından hazırlandığına bağlı olarak yoğunluğun değiştiği ve keyfiyetten bağımsız düşünülemeyecek olan gözetmenlik görevleri, iş tanımı içerisinde ne ile karşılaşılabileceği belirsiz olabilen bir diğer görevdir. 

İlginizi çekebilir  Giorgio Agamben: Salgın Üzerine Değerlendirmeler | Çeviri: Pınar Eldemir

“Bizde eğer sınav tek bir sınıftaysa onun ders hocası girmek zorundadır. Gözetmen verilmez. Çünkü sınav süreci aslında hocasının sorumluluğundadır. Ancak bizde bunu bildikleri için hocalar iki sınıfa ayırtıyorlar. Sınav programlarını biz oluşturuyoruz. Sınav programlarında hangi sınavlarda kimin gözetmen olacağını biz atıyoruz. O yüzden kendi aramızda dört kişiysek o bölümde olan biz kendimiz ortak bir şekilde eşit bir şekilde bölüştürüyoruz. Onda hiçbir sıkıntı yok ama gözetmenlik konusunda bazen sabahtan akşama hiç sınıftan çıkmadığımız oluyor” (Ceyda)

“Sınav gözetmenlikleri çok yoğun oluyor. Çünkü hani kalabalığız biz ama çok fazla öğrencimiz var. Bir günde dört gözetmenlik falan oluyor işte 50 dakika ile 75 dakika arasında değişebiliyor süreler falan böyle. Çok kalabalık olduğunda kâğıtları dağıt, topla, imzaları al falan bir de sorumluluk işi” (Selin)

“Final zamanı gözetmenlikler oluyor. Bütün gün ayakta duruyorsunuz. Sağlığa hiç uygun olmayan şartlar ve gözetmenlik sırasında hep ayakta durmamızı istiyordu hocalar. Küçük bir mola verdiğimiz zaman hoca geliyor kalkıyorsunuz. O yüzden hani çok rahat değildim. Bacaklarıma gece ağrılar giriyordu, çok zor uykuya dalıyordum.  O tabii ki yaşam kaliteni etkiliyordu. Hani aslında bedeni çok yoran bir iş bence” (Ayda)  

“I am delighted to say” meselesinden çok daha büyük sorunlarımız var. Mesela akademideki hiyerarşi gibi, niteliksiz binlerce araştırma gibi, taciz ve mobbing gibi, sınıfsal eşitsizliğin akademik çalışmalara yansıması gibi. Bu hafta başladığımız bu yazı dizisinde parça parça bunlara değineceğim. Tecrübenin canlı olduğunu düşünüyorum. Tecrübenin gerçek olduğunu düşünüyorum. Ancak sadece canlılık ve güçlendirici olması değil burada önemli olan şey. Bir de yalnız olmadığımızı hissettirmesi. Yani tüm bu deneyimlerin birbirine benzer yanlarının olması bize bir şeyler anlatmalı. Bunları burada beraberce konuşalım mı? 

Kaynakça

Şenesen Günlük, G. (2015). Üniversite Yönetiminde Kadınların Konumu: Türkiye’de 1990’lardan 2000’lere Ne Değişti? Içinde A. Makal & G. Toksöz (Ed.), Geçmişten Günümüze Türkiye’de Kadın Emeği (ss. 335-362). İmge Kitabevi.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir