İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Roar Yuvarlak Masa: Pandemiye Feminist Bir Yanıt | Çeviri: Fethiye Beşir-İletmiş

Roar Kolektif

Çeviri: Fethiye Beşir-İletmiş

Orijinal Metin: https://roarmag.org/essays/roar-roundtable-feminist-struggle/

COVID-19 pandemisi, dikkatleri toplumumuzdaki bakım emeği ve yeniden üretim emeğinin yaşamsal rolleri üzerine çekti. Ancak, bunun toplumsal cinsiyet kurtuluşuna yol açacak mı?

COVID-19 pandemisi neredeyse her türden toplumsal adaletsizliği şiddetlendirdi. Küresel Kuzey’de, yoksulları, yerli halklar ve renkli insanları orantısız şekilde öldürdü. İşçi sınıfından kadınlar ve özellikle renkli kadınlar, yalnızca COVID-19 kapma ve bu yüzden ölme riski taşımakla kalmıyorlar, ayrıca hemşire, yaşlı bakımı, çocuk bakımı, yiyecek sektörü ve ev içi emek gibi yaşamsal bakım işlerinde orantısız bir şekilde yer alıyorlar. Eve tıkılma, gündelik ev içi emeğin çifte yükünü beyaz, görece varlıklı kadınlar için bile dayanılmaz bir durum hâline getirdi.

Aynı zamanda, COVID-19 toplumsal krizi hem ücretli hem de ücretsiz bakım işçilerinin bizi hayatta tutma yollarına dikkat çekti. Elbette bakım emeği, büyük ölçüde “doğal olarak” anaç, sevgi dolu ve uysal olarak algılanan kadınlara bırakılıyor. Feministler daima ölüm kalım meselelerini gündeme getirdi. Pandemi, bakım çalışanlarını değişimi gerçekleştirmek için manevi ve maddi bir kaldıraç olarak gören sosyal hareketlere ilham verdi ve onları güçlendirdi. ROAR Yuvarlak Masa serisinin ikinci bölümü için, aktivist ve akademisyenlerden oluşan bir gruba şu soruyu sordum:

COVID-19, kadınların kurtuluşu için özgül mücadeleleri ve dünya genelinde yeniden üretim emeğinin dönüşümü mücadelelerini nasıl etkiledi?

Geriye dönüp baktığımızda soruyu tersten sormalıydık: Feminizm, COVID-19’a karşı mücadeleye ne katkıda bulunabilir? Doğrusu, her bir katılımcı bu soruyu kendi tarzında yanıtladı. İklim değişikliği, kitlesel kapatma, yoğun devlet şiddeti, insanların sınırlar arası hareketine yönelik denetleme faaliyetleri ile yirmi birinci yüzyıl biyopolitik bir yüzyıl haline geliyor. Küreselleşmiş toplumumuz COVID-19 ile savaşırken bakım işine ve yeniden üretim emeğine yönelik hızla değişen tutumlar göz önüne alındığında, nihayet toplumsal cinsiyetin kurtuluşunu pratik ve gerekli bir başarı olarak kabul etmenin zamanı gelmiş olabilir.

–   Eleanor Finley, Yardımcı Editör


Siyaseti kadınlaştırmanın dönüştürücü gücü

Eva Abril

COVID-19, son beş yıldır Barselona’da bizim [Barcelona en Comú] söylediklerimizi acımasızca ispat etti: hayatı belediye siyasetinin merkezine koymamız gerekiyor. Düşük gelirliler, güvencesiz çalışanlar, hastalar ve engelliler, yaşlılar veya zayıf destek ağlarına sahip olanlar gibi pandemiden önce de savunmasız olanların durumu şimdi daha da kötüleşti.

Feminist bir bakış açısından bakarsak, koronavirüsün yalnızca kadınlar için değil, zengin, beyaz ve heteroseksüel erkek hegemonik modeline uymayan herkes için ciddi sonuçları olacak. Kişi hegemonik modelden ne kadar sapıyorsa, COVID-19’un sağlık, toplumsal ve ekonomik etkilerine o kadar çok maruz kalacak. Irksal eşitsizlikler, yoksulluk, göçmenlik statüsü, kültür ve cinsel-duygusal çeşitliliğin hepsi mahallelerimizdeki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini biriktiren ve şiddetlendiren kesişimsel faktörlerdir.

Bakım işi her zaman kadınlaşmış bir görevdi ve bu yüzden toplumsal olarak az değer biçiliyor ve düşük ücretler ödeniyordu. COVID-19 bağlamında, ön saflarda çalışma daha da tehlikeli ve istenmez hâle geldi, bu da bunu yapanların genellikle göçmen kadınlar veya bekar ebeveynlerden oluşan en güvencesiz ve savunmasız kadınlar olması eğiliminde olduğu anlamına geliyor. Benzer şekilde, kadın seks işçileri gelirlerinin bir gecede kesildiğini gördüler.

Bir diğer önemli husus da ister çocuklar ister bakmakla yükümlü olunan diğer kişiler için olsun, bakım sorumlulukları olan kadınların evde karşılaştıkları çifte yük. İspanya’da, gündüzleri bakım işi üstlenen ve sabah erken saatlere kadar uzaktan çalışan, her şeyi yapmak için çalışma saatlerini ikiye katlayan kadınlar gördük. Erkek partnerleri olanlar, onları ilk kez süpermarkete gitmek için gönüllü olduklarını gördüler. Bu, bir anlamda evden yasal olarak ayrılmanın birkaç nedeninden biri.

Tüm bunlar, dünyanın dört bir yanında gerici siyasi rüzgarlar eserken ortaya çıkıyor. Toplumsal hoşnutsuzluk ve kronik yoksulluk yüzünden, Trump, Orbán ve Bolsonaro gibi politikacılar, sonunda faşizmin yükselişine yol açan iki savaş arası dönemdeki gelişmelere benzer bir şekilde ortaya çıktılar. Bu tür faşist hareketler, var olmayan bir geçmişe dair romantikleştirilmiş bir vizyonla besleniyor ve toplumsal farklılığı ve siyasi muhalefeti suç sayan “doğal bir düzene” dönüş vaat ediyor. Kadınların ev içi alana hapsedildiği bir zamana dönüş vaat ediyorlar.

Bu nedenle kadınlaşan siyasetin dönüştürücü gücü çok önemli. Ruh sağlığı desteği sağlama, çocuk bakımına yatırım yapma ve gıda güvenliğini garanti etme gibi önlemler, yaşamın kendisini ayakta tutan bakım işine tam anlamıyla değer veriyor. Ve yalnızca bakım ve sevgi, bu terimlerin en geniş ve en evrensel anlamıyla nefreti gölgede bırakabilir.

Eva Abril, öğretmen, feminist aktivist ve Katalunya’da Barcelona En Comú sözcüsü

Londra’da göçmen kadınları desteklemek

Rahila Gupta

Başlangıçta, medya aile içi şiddetin patladığını ve şiddet uygulayan partnerler tarafından öldürülen kadınların normalden daha fazla sayıda olduğunu bildirirken, Southall Black Sisters sitesine yardımımız için daha az başvuru oluyordu. Bu mantığa aykırı gibi görünüyordu, ancak European Network of Migrant Women da aynı şey olduğunu söyledi. Finlandiya ve Portekiz’deki üye örgütlerine başvurularda da düşüş oldu. Bu bir gizemdi.

Göçmen kadınların teknolojiye daha az erişimleri olup olmadığı, hareketlerinin destek arayamayacakları kadar aileleri ve eşleri tarafından izlenip izlenmediği veya tüm hizmetlerin kapatılmasını bekleyip beklemedikleri üzerine kafa yorduk. Ancak durum uzun sürmedi ve başvurular hızla tekrar gelmeye başladı.

Sanal olarak aynı düzeyde hizmet sunmak için büyük bir yeniden yapılanmaya giriştik. Personelin evden çalışmasına imkân vermek için teknolojinin elden geçirilmesi gerekiyordu. Kaynak sağlayanlar ihtiyaca cevap verecek kadar cömerttiler. Çevrimiçi danışmanlık ve sosyal çalışma görevlisi desteğine erişebilmeleri için birçok kadına telefon ve telefon kartı satın alabildik. Destek grubu bile artık haftada iki kez çevrimiçi olarak toplanıyor. İşçiler, kamu fonlarından yararlanamayan göçmen kadınlara yiyecek paketleri ve tuvalet malzemeleri bıraktılar.

Bu kadınlar için kalacak yer bulmak en büyük sorundu. SBS, üç ay boyunca ücretsiz konaklama sağlamak için otel ve pansiyonlara başvurarak COVID-19 kriz projesi başlattı. İlk başta hiçbir şey bulamadılar. Ancak daha sonra çabalarının bir sonucu olarak, çok daha iyi ve daha ucuz bir konaklama mümkün oldu. Ancak projenin uygulanmasına yardımcı olan SBS ve Solace Women’s Aid, projeyi finanse etmesi ve göçmen kadınlar için yeterince oda ayırması konusunda Londra belediye başkanının isteksizliğini karşısında buldu.

Sonunda başarılı oldular; kadınlar konakladıkları yerleri çok sevdiler. Bu durum öz-saygılarını pekiştirdi. Bunun neden kalıcı bir çözüm olamayacağını sordular.

Bu krizden çıkacak ve gelecekteki siyasi çalışmalarımızı ateşleyecek kilit soru bu: eğer hükümetler, kriz sırasında insanlara insan gibi davranmak için – kuşkusuz kendi çıkarları gereği – sihirli bir şekilde kaynak bulabiliyorsa, COVID-19’dan sonra daha azına razı olmamalıyız; bu esnada bunun çürümüş bir sisteme son verecek devrimci bir an olup olmadığını gözden kaçırmamalıyız.

Rahila Gupta, özellikle Asya ve Afrika-Karayip kökenli göçmen kadınlara odaklanan, aile içi taciz ve şiddete maruz kalan kadınlara doğrudan hizmetler, bilgi ve rehberlik sağlayan Southall Black Sisters (SBS) ile çalışan Londra merkezli bir gazeteci ve yazardır.

Yaşamın radikal bir şekilde yeniden örgütlenmesine doğru

Dilar Dirik

COVID-19 pandemisi, tüm dünyada insanların yaşam ve ölüm koşullarını şekillendiren toplumsal eşitsizliklerin çoğunu açığa çıkardı. Kişinin kimliğine bakılmaksızın yayılan bir virüs bağlamında bile, insan yapımı sistemlerin özünde kimin hayatının önemli olduğunu ve kimin gözden çıkarılabileceğini oldukça açık bir şekilde gösterdi. Pandemi dünya çapında mücadele ve örgütlenmeye vesile oldu.

Kendi toplumlarında karşılıklı yardımlaşma sistemleri düzenleyen aynı gruplar, en radikal değişiklikleri talep edenler olmaya da meyillilerdi. Siyah kadınlar ve renkli kadınlar, salgından etkilenen en savunmasız gruplar olmalarına rağmen, topluluklarının ihtiyaçlarını ve taleplerini karşılamak için örgütlenmede ön saflarda yer aldılar. Sorunları kolektif bir şekilde çözmeyi amaçlayan yatay, doğrudan eylemler yoluyla toplumsal yeniden üretim, bakım işi, karşılıklı yardımlaşma ve açıkçası sevgi olmadan yaşamın korunmasının imkânsız olduğunu gösteriyorlar.

Feminist ve devrimci kadın hareketleri, sorunlarımıza çözüm bulmak için devletin merhametine başvuramayacağımızı uzun süredir belirtiyor. Devletin bürokratik sisteminin insanları hayatta tutmak için tasarlanmadığını kabul ediyorlar. Yaşamı yönetmek ve yaşamı savunmak aynı şey değil.

COVID-19 salgını sırasında örgütlenmek birçok yönden kahramanlık hakkındaki fikirleri kadınlaştırmaya da yardımcı oldu. Pandemi sırasında, emek, değer ve yaşam hakkındaki ulus-aşırı tartışmalar, iş ve toplumsal cinsiyet etrafında romantikleşmiş fikirleri alt üst etti ve bunun yerine toplumsal ilişkilerin değişmesi gerektiğini ileri sürdü. Adalet için reformlar yeterli değil; yaşam tarzımızı değiştirmeliyiz.

Türk devleti binlerce siyasi tutsağı COVID-19 affından hariç tutmaya karar verdiğinde, Kürt kadın hareketi, siyasi tutukluların özgürlüğü için uluslararası bir kampanya başlatmak için dünyanın dört bir yanındaki farklı kadın mücadelelerine “Dayanışma Bizi Yaşatır” diyerek elini uzattı.

Ama neden böyle bir zamanda cezaevlerine karşı mücadele?

Devlet, şiddeti, toplumsal çatışmayı ve adaletsizliği sürdürmedeki rolüne rağmen, kendisini topluluklara güvenlik sağlayabilecek tek otorite olarak sunarak genellikle polis vahşetini, gözetimi ve hapishane politikasını haklı çıkarır. “Sizi katillerden, tecavüzcülerden ve hırsızlardan kim koruyacak?” sorusunu sorar. Hapishane, insanların temelde kusurlu, yozlaşmış ve kötü olduğu fikrini temsil eden temel kurumdur. Bu belirlenimci yaşam görüşü, toplumsal değişim yoluyla adalet olasılığını reddeder; sadece otoriter devlete hizmet eder.

Kürt kadın hareketinin savunduğu gibi kölelik karşıtı bakış açılarının merkezinde, özgürlük ve adaletin sadece ütopya olmadığı, aslında mümkün olduğu fikri yatar. Şiddet kader değil, ortadan kaldırılabilen ve kaldırılması gereken sistemlerin bir sonucudur. Bu bilginin ışığı altında, feministler ve kadınların kölelik karşıtı siyasetle birlikte mücadele etmeleri, en devrimci ve umut dolu vizyonlardan ve pratiklerden bazılarını sunuyor.

İlginizi çekebilir  Maddalena Manca: COVID-19 Sürecinde Bir İşçi ve Bir Feminist Olarak Mücadelem | Çeviri: Fethiye Beşir-İletmiş

Kölelik karşıtı Siyah feministlerin işaret ettiği gibi, adaletsizliğin ortadan kaldırılması özgür toplumlar inşa etmek anlamına geliyor. Bu da tecavüz, ev içi şiddet, yoksulluk ve diğer pek çok sorunun insanları kapatarak değil, daha adil bir toplum için maddi koşulları yaratarak ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Ve bu da Kürt kadın hareketinin “zihniyet devrimi” dediği şey aracılığıyla gerçekleşir.

Sistemin ortadan kaldırılması, yaşamın yeni koşulları olarak hizmet edebilecek toplumsal ilişkilerle radikal olarak yeniden örgütlenmesi çağrısıdır. Bu anlamda, radikal kadınların mücadeleleri, COVID-19 krizini ele almak için gerekli ve hemen gerçekleştirilebilecek olan burada ve şimdi içinde somutlaşıyor: şiddet ve eşitsizliğin olmadığı bir yaşam.

Dilar Dirik, Kürt feminist ve Oxford Üniversitesi’nde Araştırmacı.

Taban ittifakı, uluslararası dayanışma

International Women’s Alliance (Uluslararası Kadın İttifakı)

Tabandan gelen kadın örgütlerinin uluslararası bir ittifakı olan International Women’s Alliance, üyelerinin COVID-19’un ortaya çıkardığı ve yoğunlaştırdığı tüm çelişkilerle savaştığına tanık oldu. Aileler, istihdam ve geçim kaynakları üzerindeki baskı arttıkça ve karantina da kadınları istismarcı partnerle birlikte evde hapsederken, kadına yönelik devlet ve ev içi şiddet salgın boyutlarına ulaştı.

Aynı zamanda, kadınlar, karantina nedeniyle okulların ve kamu hizmetlerinin askıya alınmasıyla aile, çocuk ve yaşlı akraba bakımını üstlenerek, tanınmayan yeniden üretim emeği iş yükünü ikiye ve üçe katlamak zorunda kaldılar.

COVID-19, ABD ve müttefikleri gibi emperyalist güçlerin, İsrail’in Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’ni planladığı ilhak ve Hindistan’ın büyüyen Keşmir işgali gibi saldırı savaşlarının devamına engel olmadı. Temel sağlık ve eğitim sistemleri zayıflarken, NATO ülkeleri savaşa ve dünyayı bölmenin yeni yollarına hazırlanmak için milyarlarca dolar harcıyor. Buralarda, kadınlar direnişin ön saflarında.

Kadınlar için, COVID-19 krizine karşılık olarak askerileştirme, aynı zamanda, tecavüz, zorla yerinden edilme, toprak gaspı ve Trump, Bolsonaro, Duterte ve Modi gibi otoriterler tarafından teşvik edilen açık kadın düşmanı politikalar ve tavırlar yoluyla daha fazla şiddete maruz kalma riskiyle karşı karşıya kalacakları anlamına da geliyor. Latin Amerika’da uyuşturucu kaçakçılığı ve maquiladora sanayisiyle bağlantılı olan kadına yönelik şiddet, kadın cinayeti boyutlarına ulaştı. Bu şiddeti durdurmaya yönelik kampanyalar sınır aşırı koordine ediliyor ve görünürlük kazanıyor.

Aynı zamanda COVID-19, çalışan kadınların toplumda oynadığı kilit rolü ortaya çıkardı.

Küresel Güney’de küçük çiftçiler, özellikle kadınlar, gıda üreticilerinin çoğunluğunu oluşturuyor. COVID-19 karantinaları üretim faaliyetlerini engelledi. Kendileri ve gezegen için gıda kıtlığını ve açlığını duyururken, tarım ticaretinin tekelleşmesi de hız kesmeden devam ediyor.

Küresel Kuzey’de COVID-19, kadın göçmen işçilerin bakım işçileri olarak ve gıda ve tarımsal üretim ve dağıtımdaki önemli ve ön saflardaki rolünü açıkça ortaya koydu. Göçmen ve mülteci işçiler olarak kötü durumları ve güvencesizlikleri de açığa çıkarıldı ve hapis kuralları altında bile diğer sektörlerden mücadeleleri ve dayanışmayı ateşledi.

Bütün bunlar karşısında kadınlar, karşılıklı yardım, sağlık hizmetleri ve topluluk temelli gıda hazırlama ve dağıtım yoluyla mücadelede ilerlemenin yeni yollarını buluyor. Yakında 10. Yılını kutlayacak olan IWA güçlü uluslararası ittifaklar oluşturmak, daha güçlü dayanışmalar kurmak, analizleri paylaşmak ve kampanyaları paylaşmak için tabandan bağlantı kuruyor.

IWA üyeleri hem müdafaa hem de taban örgütlenmesi yoluyla gıda egemenliği mücadelelerinin ön saflarında yer alıyorlar. International Migrants’ Alliance (Uluslararası Göçmenler İttifakı) ve diğerleriyle el ele, dünya çapında göçmen işçiler için gerekli korumaları ve temel hakları talep eden mücadelelerin koordine edilmesine yardımcı oluyoruz.

COVID-19 krizinin en büyük zorlukları İttifakımızı ileriye taşıyor. İlerici kadın hareketleri, dünya halklarının adalet ve eşitlik mücadelelerinin canlı bir parçası olarak devam ediyor.

International Women’s Alliance, taban kadın örgütleri, kurumları, ittifakları, ağları ve bireylerinden oluşan küresel bir ittifaktır.

 

Kolombiya’da kadın hareketi

Blandine Rachel, the People’s Congress (Halkın Kongresi), Kolombiya

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Kolombiya’da da pandemi ve hükümet tarafından alınan önlemlerinin yoksul topluluklar ve kayıt dışı işçiler üzerinde ciddi bir etkisi oldu. Bu yuvarlak masanın odağı kadın kurtuluş mücadelesi içerisindeki kadınlar üzerine etkiyle ilgiliyken tüm yoksul kadınların benzer mücadelelerden geçtiğinin altını çizmek önemli.

Kolombiyalı kadınların çoğunun yaptığı iş ne resmi olarak kabul ediliyor ne de ekonomik olarak telafi ediliyor. Karantinalar, kapatmaları atlatmak için gerekli gelir kaynaklarını kaybettikleri için bu kadınlar üzerinde ciddi bir etki yarattı. Çok azı özel sigortayı karşılayabildiği için bu kadınlar genellikle kamu sağlık sistemine bel bağlıyor.

On yıldan fazla bir süredir Kolombiya’nın kamu sağlık sistemi özel bir sistem lehine kesintilere uğradı ve zayıfladı. Bu nedenle, kamu sistemi yüksek kalitede hizmet sağlayamıyor ve kamu sistemini kullananlar hastalanırsa daha yüksek risk altına giriyorlar.

Kolombiya’daki savaş karantina nedeniyle de durmadı. Hatta, birçok örgütlü topluluk, hükümetin durumdan yararlanarak birçok bölgeyi askerileştirmesi nedeniyle çatışmanın daha da kötüye gittiğini bildirdi.

Özerk, silahsız, topluluk temelli güvenlik örgütleri olan Guardias‘a yönelik saldırılarda gözle görülür bir artış oldu ve toplumsal liderlere yönelik suikastların sıklığı da artıyor. Şu anda pek de bir şey yapılmayacağını bilen askerler tarafından Yerli kızlara birkaç tecavüz vakası yaşandı. Pandemiye odaklanılması nedeniyle, şiddetteki bu artışa çok az tepki verildi.

Aynı ordu, bu bölgeleri askerileştirme seferinde, koronavirüsü ülkenin henüz etkilenmemiş uzak bölgelerine taşıdı.

Bu etkilere rağmen, mevcut kriz tüm sistemin değişmesi gerekliliğini bir kere daha kanıtlarken kadın kurtuluş hareketleri ve kapitalizme karşı toplumsal hareketler de her geçen gün güçleniyor. Bunu yapmanın yolları çetrefilli.

Kadın hareketi, Cauca, Arauca ve Kuzey Doğu bölgesinden başkente doğru yürüyerek onur yürüyüşüne katıldı. Sığınma arayışında birçok kadın, büyük şehirlerin çevresindeki arazileri geri almak için büyük çaplı eylemlere de katılıyor.

Halkların Kongresi, köylüleri, Afrika kökenlileri, Yerlileri, kentlileri, işçileri, kadınları ve gençleri Kolombiya’da bir araya getiriyor. Eğitim, iletişim ve toplumsal seferberlik yoluyla Kongre, bölgelerdeki halk iktidarını pekiştirmeyi ve patriyarkaya, kapitalizme, sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı enternasyonalist bir alternatif yaratmayı amaçlıyor. Kolombiya’daki Halk Kongresi burada Blandine Rachel tarafından temsil ediliyor.

Devrimci bakımın umut verici modelleri

Colectiva Sembrar’dan Chia-Hsu Jessica Chang, Lais Gomes Duarte and Vanessa Zettler

Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, kesişimsel baskı sistemleriyle uğraşmanın yanı sıra, en kırılgan kişilere bakmak için çoğu zaman görünmez emek harcıyorlar. Pandemi, bakım işiyle uğraşan birçok kadının kırılganlığını daha da kötüleştirirken, eşzamanlı olarak tam da bu konulara odaklanan karşılıklı yardım ağlarını etkinleştirdi. COVID-19 karşılıklı yardımlaşmalarıyla ilgili hikayeler toplamak için başlattığımız uluslararası projemizde, Colectiva Sembrar, Brezilya’dan Portekiz’e, Tayvan’a ve ötesine kadar umut verici devrimci bakım modelleri buldu.

Tayvan’da kırsal bir topluluk olan Hsin-Kang’ın nüfusu büyük ölçüde yaşlılardan ve yoksul köylü ailelerinden oluşuyor. Hsin-Kang’da büyüklerin gelip bir araya geldiği ortak bir yemek alanında, 60’larında bir kadın her gün insanlara yemek pişirerek katkıda bulunuyor. Şiddetli romatoid artrit ve sürekli fiziksel ağrıya sahip olmasına rağmen, topluluğunda daha yaşlı ve daha kırılgan olanlara yardımda hâlâ ısrar ediyor.

Ön saflarda topluluk çalışmasının benzer örnekleri Portekiz Lizbon’da da bulunabilir. Lizbon’daki kadınlar, salgın sırasında kırılganlıkları daha da kötüleşen göçmen kadınları güçlendirmek için çevrimiçi bir platform olan Plataforma Geni’yi oluşturmak amacıyla bir araya geldiler. Portekiz hükümetinin Lizbon’un karantinaya alınacağını açıklamasından kısa bir süre sonra, bu kadınlar, ücretsiz hukuk ve danışmanlık hizmetleri verebilecek kadınları bu hizmetlere ihtiyacı olan kadınlarla buluşturan çevrimiçi bir kampanya başlattı.

Platform ayrıca, genellikle emeği görünmeyen, az değer biçilen ve göz ardı edilen belgesiz, evsiz veya işsiz kadınlar arasında yeniden dağıtmak için para topladı. Plataforma Geni’nin sömürgecilikten arındıran feminist pratikleri bize, gücün yeniden dağıtılması üzerine inşa edilmiş ve sömürgeciliğin devamını sağlayan ırk, cinsiyet ve milliyet gibi yapısal eşitsizliklerin hüküm sürmeyeceği daha adil bir geleceği gösteriyor.

Şimdiye kadar, Tayvan ve Portekiz hükümetleri COVID-19’u nispeten başarılı bir şekilde kontrol altına aldı. Bununla birlikte, Brezilya gibi diğer hükümetler tümüyle başarısız olarak bakım ağlarını daha da önemli hâle getirdiler.

Brezilya’da yine bu ağlar kadınlar tarafından yönetiliyor. São Paulo’nun çevresindeki bir sanat kolektifinden gelen Suzi Soares, binlerce aileyi harekete geçirdi. Yine São Paulo’lu Helena Silvestre, daha önce kurduğu bir feminist okul olan Abya Yala‘nın gücünü, kentin çevresinde ve favelalardaki çoğunlukla Siyah ve Yerli kadınlara maddi, psikolojik ve yasal destek sağlamak için bir merkez olarak kullandı.

Her durumda, bu karşılıklı bakım işi esas olarak kadınlar tarafından yapılıyor ve genellikle gölgede kalıyor. Ancak bu iş, komünal ve daha iyi bir gelecek olasılığını da temsil ediyor. Yalnızca görünür kılınmamalı, aynı zamanda yeniden dağıtılmalı ve sömürgecilikten de arındırılmalı.

Colectiva Sembrar’dan Chia-Hsu Jessica Chang, Lais Gomes Duarte ve Vanessa Zettler Pandemic Solidarity: mutual aid during the COVID-19 crisis (Pluto Press) kitabının ortak yazarlarıdır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir